Hafta
sonu Ivan Kupala festivaline gittik. Festival Rusya ve Ukrayna’da yeni takvime
göre 7 Temmuz, pek çok Ortodoks Kilisesi tarafından hala kullanılan eski
takvime göreyse 24 Haziran’da kutlanıyor.
Tarihçeye
gelecek olursak; sonradan Ortodoks Hıristiyan takvimine alınan festival aslında
kökleri paganizme dayanan ve yaz dönümünde kutlanan, hasatın iyi olmasını
amaçlayan bir bereket ayini. Kupalo’nun aşk ve hasat tanrısı olduğuna inanılıyor.
Bereket festivali olması nedeniyle cinsel aktivitelerin aşırı olduğu festival Hristiyanlığın
kabulünden sonra kaldırılmak istense de başarılı olunamıyor. Bu nedenle
festivali Vaftizci Yahya’nın doğum günü kutlamalarıyla birleştiriyorlar. Festivalin
adı Ivan (Vaftizci Yahya’nın Slav ismi) ve Kupala (Slav dilinde banyo yapmak
kelimesinden türetilmiş) kelimelerinin birleşmesinden meydana geliyor.
Festival yeri 2 numaralı yeşil metro hattı üzerindeki Kashirskaya ve Kolomenskaya istasyonları arasındaki; içinde tarihi binalar ve meyve bahçelerinin bulunduğu oldukça büyük bir yer olan Kolomenskoye Parkı.
Biz Kashirskaya istasyonu tarafından giriş yaptık. Girişte bizi hoş bir bina karşıladı. Burası Tsar Alexis Mikhailovich’e ait yazlık saraymış ve orijinali 17. Yüzyılın ikinci yarısında inşa edilmiş. Şu an gördüğümüz halinin inşasına 1990 yılında başlanmış ve 2010 yılında ziyarete açılmış.
Parka
girer girmez festival havası sarıveriyor insanı.Dört bir yandan gelen müzik
sesleri, geleneksel kıyafetler giymiş insanlar, değişik yarışlarda kendini
göstermeye çalışanlar...
Büyük
sahnede dans gösterileri sergilenirken, değişik yerlerdeki küçük sahnelerde
folk şarkılar söyleyen gruplar sahne alıyordu.
Yol boyunca kurulmuş küçük tezgâhlarda tahtadan yapılmış süs eşyaları, her türlü dokuma, hasır işleri, keçeden yapılmış aksesuarlar satılıyordu.
Yürürken
geleneksel kıyafetler giymiş yaşlı bir kadın grubuna rastladık. Biz fotoğraf
çektirmeyi düşünürken onların bizimle fotoğraf çektirmek için bizden daha
hevesli olduklarını gördük :) Grup liderleri fotoğraflarımızı
çekmeye başladı. Sonra birden şarkı söylemeye başlayarak bir daire oluşturdular
ve dans etmeye başladık. Bizdeki halaya benziyordu dans, çok eğlendik.
Yürümeye devam ettik. Orta çağdaki savaşçıları anlatan bir temsile denk geldik.Tüm savaşçılar,kullandıkları silahlar,görevleri tek tek anlatıldı.
Sınırları
belirlenmiş köyün içinde orta çağ yaşamından örnekler sunuluyor ve içeri
ziyaretçi alınmıyor, dışarıdan fotoğraf çekebiliyorsunuz sadece.
Yol boyunca kurulmuş küçük tezgâhlarda tahtadan yapılmış süs eşyaları, her türlü dokuma, hasır işleri, keçeden yapılmış aksesuarlar satılıyordu.
Temsilin
yan tarafında ok, bıçak, balta atma yarışmaları düzenlenerek halkın festivale
katılımı sağlanıyordu. Yanımdaki Rus arkadaşın söylediğine göre; festival bu sene
geçen senelere göre daha sönük geçiyormuş. Tüm gördüğümüz katılımcılar Rusya’nın
değişik bölgelerinden bu festival için özel olarak geliyorlarmış.
Görecek
yeni bir şey kalmayınca Kolomenskaya tarafına geçmek üzere yürümeye başladık.
Harika elma bahçelerinin içinden geçtik. Moskova her geçen gün beni kendine daha da
hayran bıraktırıyor; özellikle de parkları. Her gördüğüm parkı bir öncekine göre
daha güzel buluyorum. Fikir vermesi açısından, parkın yukarıdan görünüşü aşağıdaki gibi.
Parkın
içindeki Yükseliş Kilisesi mimari olarak Moskova’daki favorilerimden oldu. 16. Yüzyılda
inşa edilen kilise 1994 yılında Unesco tarafından Dünya Mirası listesine
alınmış. Sadece mimarisi değil, kilisenin bulunduğu yerden gördüğünüz Moskova
Nehri manzarası insanı kendinden alıyor. Bahçesinde huzur duyduğum nadir tarihi
mekânlardan biri.
Festivale dönecek olursak;
Kolomenskaya tarafındaki alana tarihi bir köy kurulmuş. Anladığım kadarıyla
katılımcılar sadece Rusya’nın değişik bölgelerinden değil, değişik ülkelerden
gelmişler.
Tiyatro
temsilleri yapılıyordu ama biz Rusça bilmediğimizden bir şey anlayamadık.
Halkın tepkisinden anladığıma göre bir komediydi sahnelenen.
Köyün
sınırları dışında yine oyunlar oynanıyor.
En çok
seyirci toplayan oyun; iki kişinin bir sopaya başlarını dayayarak kendi
etraflarında 10 kez döndükten sonra iki oyuncuya eşit uzaklıkta toprağa dikili
olan çubuğu ellerindeki çubuklarla devirmeye çalışmakla ilgili olandı.
Sersemlemiş oyuncuların gayretleri kalabalığı pek bir eğlendirdi.
Erken
ayrıldığımız için gece kutlamalar nasıl devam etti bilmiyorum, eminim ateşler
yakılıp üstlerinden atlanmıştır. Ancak festivalin gündüz katıldığım kısmı da oldukça
coşkulu ve eğlenceliydi. Bir sonrakini sabırsızlıkla bekliyorum :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder